Belki biraz geç oldu yeraltı kömür madenciliği konusunda yazmak için ama bunu kendime bir görev bildim en nihayetinde. Zira üstüme vazife olmayan meselelerle ilgili dünyanın yazısını yazmış bir şahsiyet olarak, kendi mesleğim hakkında yazmamamış olmamın kendime karşı bir ayıp olduğunu düşündüm.
Ben bir maden mühendisiyim. Meslek hayatım boyunca hep madencilik faaliyetleri içersinde bulundum ve çalıştım. Gerek yasal süreç ile gerekse teknik konularla hayli meşgul oldum. Ancak maalesef hiç yeraltında çalışmadım. Yeraltı kömür madenciliği ile ilgili tecrübem sadece 6 haftalık stajım ve üniversiteden mezun olmak için hazırladığım bitirme projemdir. Bunların dışında hiçbir alakam olmadı yeraltı madenciliği ile teorik bilgilerin dışında. Yapmış olduğum staj, gerçek stajdır. Kesinlikle naylon değildir. 6 haftanın tamamını madende geçirdim. Bu süre boyunca gerek eski usül madenciliği ve gerekse mesleki dilde mekanize denilen yeni usül madenciliği izledim. Bu proseslerle ilgili de proje hazırladım.
Bu yazının konusu hakkında ki alakamı tanımladıktan sonra gelelim anlatmak istediklerime;
Türkiye’de son yıllara kadar, tüm diğer sektörlerde olduğu gibi, yeraltı madenciliği de tamamen devlet tarafından yürütülmekte idi. Son 20 yılda bu özel sektöre doğru kaymaya başladı. Öncelikle şunu açıklamak isterim ki, madenin yada tesisin özelleştirilmesi, taşeronlaşmak değildir. Devlet kurumu olarak kalması da taşeronlaşmaya karşı önlem değildir. Yani, ister devlet, ister özel, her şirket şu anda taşeron kullanmaktadır. Hiçbir departmanında olmasa bile, en azından temizlik ve yemek işleri için taşeron hizmetinden faydalanmaktadır.
Özel şirketler, fabrika yada tesislerinde, mümkün olduğunca teknolojiden ve teknik imkanlardan faydalanmak isterler çünkü bu sayede işçilik giderleri düşer ki bu en büyük sabit maliyet kalemlerinden biridir. Bu da üretim maliyetini doğrudan etkiler ve karlılığı arttırır.
Bilgi seviyesi açısından devlet yada özel şirket arasında çok fazla fark olduğuna inanmıyorum. Sadece nesiller arasında tecrübe farkı olabilir ki bu da zaten yöneticilik kademesini belirler. Yani bilgili ve tecrübeli iseniz ve bunları doğru şekilde kullanabiliyorsunuz organizasyon şemasındaki basamaklarınız artar. Yıllardır madencilik faaliyetleri ile yaşayan bir şirketin yöneticilerinin bilgisiz ve tecrübesiz olacağına da ihtimal vermiyorum.
Çok moda olan ve aslında ne olduğunu kimsenin bilmediği yaşam odaları meselesine gelirsek, şirket genel müdürünün yaptığı açıklamaların içinde can alıcı bir cümle vardı:
“Kömür’ün içine yaşam odası yapamazsınız”
Bu cümlenin anlamını, bilmeyenlerin kavraması için, yüz yüze ve üç boyutlu modellerle açıklama yapmak gerekir. Biraz daha teknik konuşursak, desandre üzerinde yapılacak veya yapılmış olan yaşam odasının, kaza esnasında ayakta bulunan işçiye hiçbir faydası yoktur.
Peki o zaman Soma’da yaşanan kazanın sorumlusu kim? Bu kadar can kaybı neden oldu? Her zaman yaşanabilecek olan grizu patlamalarında bile bu kadar ölüm yaşanmamışken Zonguldak gibi son derece riskli bir madende, burda nasıl olur da 300 kişi yaşamını yitirir? Yaşam odaları olsaydı can kaybı önlenebilir miydi?
Bunların hepsinin cevabının verilebilmesi için tek bir ana soru var. Henüz hiç kimsenin söylemediği yada söyleyemediği yada en kötüsü bilmediği.
Yaşanan bu patlamanın kaynağı nedir?
Bana sorarsanız, bu sorunun cevabını kimse bilmiyor…
kazimdemir061 için bir cevap yazın Cevabı iptal et