Her zaman, her ortamda duyarız dünyanın farklı konumlarında, farklı kıtalarda görülen doğal güzelliklerle ilgili methiyeleri. Fotoğraflar, yorumlar, hayranlık ifadeleri, emojiler vs, vs, vs…
Maldivler, Kanarya Adaları, Yunan Adaları, Balkanlar, Uzak Doğu, Avrupa’da çeşitli tarihi ve doğal güzellikler derken birçok ülke hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bilgi sahibi demesek de tanıtıma maruz kalıyoruz desek olur mu? Elbet olur. Peki dünyanın birçok yerinde gıptayla baktığımız ve sosyal medyada hevesle paylaştığımız bu doğal güzellikler Türkiye’de neden yok? Ya da yok mu? Ya da var da biz mi bilmiyoruz? Ya da biliyoruz de değer mi vermiyoruz?
Kanımca biraz aynaya bakarak şapkamızı önümüze koymamız gerekiyor. Zira asıl sorunu kendimizde aramak ve önce iç meselemizi samimiyetle çözmek atılacak en önemli adım olacaktır. Türkiye’de yok mu hiç global tabiriyle attraction lokasyonları? Olmaz mı? Tabi ki var! Ama konu var olup olmama konusu değil önemsenip önemsenmeme konusudur. Kapadokya, Karadeniz, Ege Sahilleri zaten bilinen turistik bölgeler. Peki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ne kadarı bu bölgelere seyahat etti ve buralardaki güzelliklere bizzat tanık oldu? Başka bir şekilde sormak gerekirse, yurt dışındaki turistik alanları görmeye gidenlerin ne kadarı Anadolu’nun doğal turizm alanlarını ziyaret etti? Bu oranlar araştırılıp net sonuçlara ulaşılabilir tabi ama ben bugün bu kapsamda şiddetle görülmesi gerektiğini düşündüğüm bir doğa harikası, mucizevi bir turizm konumundan bahsetmek istiyorum.
Tekrar dikkatinizi çekerek bu mucizevi yerin adını belirtiyorum.
Kapuzbaşı Şelaleleri…

Kayseri’nin Yahyalı İlçesinde bulunan bu olağanüstü güzellik hakkında biraz bilgi verelim… Öncelikle yukarıdaki resimden de anlaşılacağı üzere bu şelale, herhangi bir yükseklik farkıyla oluşmuş şelalelerden farklıdır. Normal bir şelale, akarsu yatağının belirli bir yükseklikten aşağıya suyu düşürmesiyle oluşur. Dikkatli bakarsanız rahatlıkla göreceksiniz ki bu şelaleyi oluşturan su doğrudan kayanın içinden geliyor. Bu görüntü aynı zamanda sürekli deprem konuşmalarında bahsedilen fay kavramının da ne olduğunu net bir şekilde anlatıyor. Üstte kireçtaşından oluşan bir kütle andezit katmanının üzerine oturmuş. Dolayısıyla iki farklı karakterdeki kayaç üstü üste binmiş ve doğal olarak arada bir geçiş hattı var. İşte bu geçiş hattına fay diyoruz. Aradaki süreksizlikten de yeraltı suyu kendi cazibesiyle dışarıya akıyor.
Ayrıca sadece fay hattından gelen değil, kayaç içindeki iç basıncın oluşturduğu yarıklardan da dışarıya doğru adeta patlayan su kütlesinin sesi de inanılmaz bir çaresizlik hissi veriyor insana. Bu görüntü ve ses karşısında doğanın gücüne karşı ne kadar çaresiz olduğumuzu bir kez daha idrak ediyor insan. Bu kadar kibir ve pervasızlık karşısında doğanın bize karşı ne kadar gaddar olabileceğini hissedince birçok konuda kendimizi sorgulamamız gerektiğini anlamamak mümkün değil buraya gelip de mucizeye tanık olduktan sonra.






Gelelim asıl konumuza;
Olağanüstü güzelliklere ve inanılmaz doğa manzaralarına sahibiz. Her ihtiyacı karşılayabilecek iklimimiz ve koşullarımız var. Amaaaa; bunları değerlendirmiyoruz. Dikkat edin lütfen değerlendiremiyoruz demiyorum. Doğrudan değerlendirmiyoruz diyorum. Bu inanılmaz manzaranın bulunduğu alanı turizm açısında cazibe merkezi haline getirmek ne kadar zor olabilir ki? Ama yapmıyoruz. Turizm kaynaklı hareketin bölgeye sağlayacağı sosyal ve ekonomik faydaların kimse farkında değil demek isterdim ama herkes gayet farkında. Sorun da aslında bu zaten. Sorunun çözümünü herkes biliyor olsa da çözmeyi tercih etmiyor. Bölgeye dışarıdan gelecek olan turistin maddi manevi sağlayacağı katkıyı reddedince geriye sadece kendi yağımızda kavrulmak kalıyor. Kendi yağımızda kavrulalım kavrulmasına ama herkese yetecek yağımız olmayınca fazlalık olanlar kavrulacağına yanıyor. Yanmayı engellemek için daha çok yağa ihtiyaç var. Bu yağı da üretmek gerekiyor. Turizm de bir anlamda üretimdir ki bu sayede bir ticaret oluşur ve böylece yöre halkı geçimini daha rahat sağlayabilir.
Soruyorum size; böyle bir güzelliği pazarlamak ne kadar zor olabilir? Şelaleler bölgesine giden rezil yolların iyileştirilmesi hiç problem değil. Zira yol yapımı konusunda uzman bir ülke olduğumuz inkar edilebilir mi? Yol yapımında olduğu gibi inşaat konusunda da oldukça ileri düzeyde iş yapan bir ülkeyiz. Otel inşaatları da sorun olmayacak bu duruda. Geriye ne kaldı ? Tanıtım…
Zaten Kapadokya ve Erciyes Kayak Merkezi nedeniyle yoğun bir turist hareketi var Kayseri’de. Gelen turistlerin buraya da getirilmesi ne kadar zor olabilir? Bu sayede bölgede geçirilen süre artmaz mı? Ayrıca yaz aylarında nisbeten azalan turistik hareket bir nebze olsun artmaz mı? Bu bunun gibi doğa harikası birçok yer var İl genelinde. Bu manzaraların tanıtımını yapsak, altyapıyı iyileştirsek, insanlara da biraz rahat nefes aldırsak olmaz mı?
Videoları tekrar izleyince gerçekten de yeniden hayranlık uyandı içimde. Hayranlığım doğanın gücüne, sistemdeki dengeye, ve tabi ki hepsinden öte tüm bu muazzam manzaraların oluşturan kudrete; babamın tabiriyle Yaradan’a…
Şiddetle ve ısrarla Kayseri’nin Yahyalı İlçesi sınırlarında bulunan bu muhteşem manzaraya tanık olmanızı öneriyorum. Ulaşım konusunda bilgi sahibi olmak isterseniz de her zaman bana ulaşabilirsiniz.

Yorum bırakın