Uzun zamandır konsantrasyon eksikliğim sebebiyle yazmıyordum. İşlerim ile ilgili yaşanan olumlu ve olumsuz süreçler, yazmamı engelliyor ve dikkatimi dağıtıyordu. Şöyle bir baktım da son yazımı 22 Mart tarihinde yaşmışım. Aradan 5.5 ay geçmiş. Haliyle bu süreçte yaşanan özel olayları de irdeleyememişiz.
İyi ki bu kadar uzun süre yazmamışım. İyi ki biraz kenara çekilip büyük resme bakmaya, biraz olsun içime kapanmaya ve uzaklaşmaya mecbur kalmışım. Bu süre zarfında hiç ummadığım kişilerin “yazılarını okuyamıyoruz epeydir” şeklindeki sorularıyla karşılaştım. Amatör şekilde kendince içindekileri yazmaya çalışan benim için çok kıymetli ve önemli bir yer tutuyor bu sorular inanın. Meğer sosyal medya sayesinde beni bu kapsamda takip eden ve yokluğumu fark edenler varmış. Meğer yazdıklarım üzerine düşünen, değerlendirenler varmış. Meğer fikirlerime değer veren ve merak edenler varmış.
Bu duyguyu bana hissettirdikleri için yazılarımı okuyan ve takip edenlere çok teşekkür ederim.
Sizlerden uzak kaldığım sürede yaşananları geriye dönük olarak yazıp değerlendirmenin çok gerekli olmadığını söyleyerek kısaca özetleyip günümüze atlamayı düşünüyorum.
Bu 5.5 ay içinde:
- İstanbul seçim sonuçları tekrar tekrar sayıldı.
- İşin zora girdiğini geç de olsa fark eden Erdoğan, İmralı kozunu oynamaya kalktı.
- Seçim yenilendi.
- Seçim iptal etmenin kabul görmediği tescillendi.
- İki kanatlı siyaset tasarımı biraz daha olgunlaştı.
- CHP beklemediğim bir başarı kazandı. Özellikle Bolu, Kırıkkale gibi illerin belediyelerini kazanarak büyükşehirler dışında da varlık gösterdi.
- Zor da olsa Göztepe ligde kaldı.
Bu maddeler üzerine yapılan tüm değerlendirmelerin haklılık payı olduğunu düşünüyorum. Özellikle Kürt seçmenin oyunu kendine devşirebilmek için MHP de dahil olmak üzere Cumhur ittifakı her türlü hamleyi yapmaktan geri durmadı.
Bugün mü? Aslında seçim öncesi fikir ve söylemler ile şimdiki fikir ve söylemler arasında fark görmüyorum. Hala Erdoğan direkt olarak belediyelere karşı aktif siyasete devam ediyor. Hala aynı rutin suçlamaları sürdürüyor. Hala hizmet eksikliklerini dile getiriyor ve hala görevden alma tehdidini savuruyor. Tehdit savunmakla kalmayıp gerçekleştiriyor da.
Seçilmiş bir belediye başkanının görevden alınabilmesi için kesinleşmiş ve hüküm verilmiş bir mahkeme kararı olması gerektiğini düşünüyorum. Sadece kaynakların doğru kullanılmadığının tespit edilmesi, belediye başkanının görevden azledilmesi için yeterli olmamalı. Mevcut kanunlar kapsamında bunun gerçekleşebiliyor olmasının sebebi Cumhurbaşkanlığı tarafından düzenlenen KHK’dır. Ancak bu yeterli olmamalı. Eğer belediyenin kaynaklarının kullanımı ile ilgili bir tehdit söz konusuysa konu mahkemeye aktarılmalı ve dava sonucunda mahkemenin hükmü esas alınmalıdır. Mahkeme süresince vekaleten bir görevlendirme yapılabilir. Aksi taktirde hukuk ve demokrasi sisteminden uzaklaşmak kaçınılmaz olur. Kaynakların terör örgütü mensuplarına fayda sağlamasını tabi ki istemem ve tasvip etmem. Buna her Türk Vatandaşı gibi ben de karşı çıkarım ancak sanık ile suçlu sıfatları arasındaki geçiş süreçlerinin de tam anlamıyla uygulanması gerekir temel hukuk prensipleri açısından. Hukukun bir kimseyi suçlu bulması için önce yargılaması ve idda ve savunmaları değerlendirmesi gerekir. İdda edilen suça karşılık kendini savunan sanık, mahkeme tarafından haklı bulunursa suçlu sıfatını almaz. Haksız bulunursa suçlu sıfatını ve akabinde verilecek olan ceza kapsamında hükümlü sıfatını alır. Hükümlü sıfatını almadan yani hüküm giymeden bir kimse suçlu olarak adlandırılamaz ve cezalandırılamaz. Evrensel hukuk kuralları bunu gerektirir. Kayyum atanan 3 belediyenin başkanlarının yargılanması ve yargılama sonucunda oluşacak mahkeme kararına bağlı olarak kayyum atanması bu sürecin en doğru ve haklı işleyiş yöntemidir. Belediye başkanlarının kamu kaynaklarını terör unsurlarına kullandırıyor olması nedeniyle verilen görevden alma ve kayyum atama kararı, mahkeme süreci tamamlanmadan uygulandığı için doğru bir biçimde yönetilmemiştir. Bunun yerine süreç yargıya taşınabilir ve yargılama süresince geçici görevlendirme yapılabilirdi. Yargılama sonrasında ise karara göre ya seçilmiş belediye başkanı görevine dönerdi ya da vekile asalet verilirdi. Böylece sürece kimse itiraz edemezdi.
Ayrıca, demokrasinin temel unsuru olan seçim aracını da kullanmak pekala mümkün olabilirdi kayyum atamak yerine. Nasıl ki İzmir’de, Bursa’da, Balıkesir’de, İstanbul’da, Ankara’da herhangi bir sebeple görevinden ayrılan belediye başkanının yerine belediye meclisinin seçtiği bir meclis üyesi belediye başkanlığı görevini devam ettiriyorsa bu 3 ilde de aynı yöntem uygulanabilirdi. Ha diyorsanız ki Meclis üyeleri de başkan gibi davranacak var kaynakları terör unsurlarına kullandıracak, o zaman derim ki madem bu kimselerin yapacaklarını biliyorsunuz, o zaman baştan uygun değil kararı vererek aday olmalarına engel olsaydınız.
Yorum bırakın