Seçim tarihi yaklaştıkça memleketin bekası ile ilgili söylemler yoğunlaşıyor. İktidarın devamlılığını sağlamanın yolunun yerel seçimlerden geçtiğini ve yerel seçimin de genel seçim ve hatta Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor haliyle Cumhur İttifakı. Bu nedenle de en çok bu konunun üzerine eğiliyor gerek Ak Parti tarafı ve gerekse MHP tarafı.
İçinden geçtiğimiz dönemin tarihi bir dönem olduğunu söylüyorlar. Yerelde güçlü olamazsak genelde de güçlü olamayız temasını savunuyorlar. İçeride güçlü olamayınca da dışarıya karşı dik duramayız sonucuna ulaşıyorlar. Devletin güçlü olabilmesi ve gelişebilmesi için yerel seçimlerde verilecek desteğin hükümeti güçlü kılacağını ve dış güçlere karşı verilen mücadelenin ancak bu şekilde devam edebileceğine vurgu yapıyorlar.
Açıkçası haksız sayılmazlar. bir ülkeyi, bir devleti yöneten hükümetin güçlü olması, dışarıda gelebilecek her türlü saldırının planlarını yapanların bir kere daha düşünmelerine neden olur. Saldırmadan önce olası kayıpları hesaba katacağına göre planlayan, güçlü bir düşmana saldırmak ile zayıf bir düşmana saldırmak arasındaki farkı değerlendirecek ve buna göre kendini organize edecektir. Güçlü düşmana saldırırken çok daha temkinli ve ürkek davranacakken, zayıf bir düşman karşısında daha kendinden emin ve kararlı olacaktır.
Buraya kadar mantıkta bir yanlış yok. Elbette kudretli, düşmanları kaçırır. Arap dünyasına, Afrika ülkelerine isteyen istediği gibi her türlü siyasi, finansal ve askeri saldırıları yapabiliyorken, Avrupa’ya, Rusya’ya, Çin’e, Japonya’ya ABD’ye kimse yaklaşamıyor. Tamamen mali ve askeri gücün getirisi olarak koruma duvarı oluşuyor etrafında bu ülkelerin ellerinde bulundurdukları güç sayesinde. Zaten bu ülkelerde dünyanın kaderini belirleyecek kararlar alıyor ve uyguluyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti dünyada önemli ülkelerden biri olarak bu üst sınıfa girip karar alma masasında yerini almaya çalışıyor burası muhakkak ama bunun için ekonomik bağımsızlık şart. Ekonomik bağımsızlık da beraberinde askeri gücü de getireceğinden, bunu sağlamadan üst lige çıkak pek mümkün değil haliyle.
Gelelim beka meselesine…
Yukarıda belirtildiği üzere belli şartları sağlamadan tam anlamıyla beka sahibi olmak mümkün değil. Ancak Türkiye’nin tarihten gelen bir medeniyeti, kültürü ve kudretli olduğu gerçeğini de kenara atmamak gerekiyor. Osmanlı, Selçuklu, Hazar, Göktürk, Sümer vs Devletlerinden gelen gelenek ve miras, bizim bu coğrafyada varlığımızı perçinleyen ve diğerlerinden farklı kılan en önemli etkenler. Sahip olduğumuz bu kazanımlar, bizi ve devletimizi hak ve söz sahibi kılıyor.
Türkiye Cumhuriyet’nin, tarihteki diğer tüm Türk Devletleri gbi güçlü olması gerekiyor. Güçlü olup devamlılığını sağlaması gerekiyor. Hakimiyetini ve bekasını korumak adına her zaman tetikte olması gerekiyor. Su uyur düşman uyumaz düsturunu her zaman göz önünde bulundurması gerekiyor. Ancak bu endişe ve hassasiyetlerin hiçbirisi, siyasi gereklilikler barındırmıyor. Türkiye’de siyaset ne yönde akarsa aksın, Söz Konusu Vatansa Gerisi Teferruattır anlayışına sahip bir milletten oluşan bir devlete sahip olduğumuzu unutmamamız lazım. Yumurta kapıya dayanana kadar beklemek de olmaz tabi, her an tetikte olmak lazım şüphesiz. Fakat yerel seçimlerin bu anlamda bir fayda sağlayacağını düşünmek ve buna yoğunlaşmak çok da gerçekçi görünmüyor.
Siyaseten, yerel seçim sonuçlarına göre olabilecek bir zayıflama karşısında muhtemel erken seçim taleplerine karşı duyulan endişenin, beka meselesine bağlanıyor olması akla uygun bir çözümleme değil bana göre. Siyasi kaygılardan kaynaklanan endişelerin sürekli olarak vatana, devlete ve hakimiyetimize bağlanıyor olmasını şahsen doğru bulmuyorum.
Bu devlet, bu millet sadece Cumhuriyet Döneminde değil, tarih boyunca ne badireler atlattı, ne çıkmazlardan geçti ve ne krizleri çözdü. Sadece Belediye Başkanlarının belirleneceği bir seçimi bekaya bağlamak…???
Millete sunulacak hizmetlerin ön planı çıkması gerekirken, devletin güvenliğini konuşuyor olmak, seçim kampanyalarının hedefine ulaşmasını engelliyor. Halk, sokağında, mahallesinde, kullandığı toplu taşım araçlarında ne gibi değişiklikler, yenilikler ve iyileşmeler olacağını öğrenmek isterken ve buna göre kime oy vereceğini düşünmeye çalışırken, sanki Cumhurbaşkanı seçiyormuşçasına Devletin Bekasını konuşmak zihinleri gereksiz bulandırıyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi seçimleri yapılalı daha 1 yıl olmadı. hükümetin önünde uzun bir iktidar süresi var. Devletin bekasını ve güvenliğini güçlendirmek ve sürdürmek, bu seçim sonuçları ne olursa olsun yine aynı hükümetin sorumluluğu altında olacak.
Yorum bırakın