Yatay Mimari

Published by

on

Son zamanlarda Erdoğan’ın sürekli üzerine vurgu yaptığı, inşaat sektörünü ve dolayısıyla ülke ekonomisini birinci derece etkileyen yatay mimari modeli gündemin en dikkat çeken konuların başında geliyor. Zira bu konu, zengin, fakir, işçi, memur hemen hemen toplumun tüm kesimini yakından ilgilendiriyor.

Benim çocukluğum İzmir’in Güzelyalı mahallesinde geçti. Bilmeyenler için söyleyebilirim ki İzmir’in Güzelyalı’sını İstanbul’un Bostancı’sına benzetmişimdir oldum olası. En eski mahallelerinden biri olması nedeniyle İzmir’de en çok otopark sorunu yaşanan yerlerin başında olmuştur bildim bileli. Çocukluğumun 80’li yılları, gençliğimin ise 90’lı yılları kapsadığını da ayrıca belirtmek gerekiyor bu aşamada.

Ben çocukken sokaklarda sayısız müstakil evler bulunurdu. Bu evlerin bahçelerinde top oynar, ağaçlardan dut toplardık. Hatta evin sahibi ekmek arasına peynir, salça vs doldurup bize verirdi. O dönemde bu müstakil evler yıkılıp yerine apartmanlar yapılmaya başladı. 80’lerin sonuna kadar müstakil müteahhitler tarafından yapılırdı binalar ve zaten ekonomik açıdan çok güçlü olmadıklarından fazla iddaalı projeler gerçekleştiremezlerdi. 80’lerin sonu, 90’ların başında 8 kattan fazla olan tek bina Hilton Oteliydi İzmir’de. İstanbul’a gidip gelen arkadaşlarımızın anlattığı gökdelen hikayelerini merak ve ilgiyle dinler, bizde niye yok diye de gıpta ederdik.

2000’li yıllara geldiğimizde ise meslek hayatım başladı. Meslek hayatımın neredeyse tamamı İzmir dışında geçti. Aşgabat (Türkmenistan), İstanbul, Balıkesir, Afyonkarahisar, Bakü (Azerbaycan) derken İzmir’de yaşanan değişime tanık olma imkanından uzak kaldım. Ara ara, tatillerde İzmir’e geldiğimde de genelde Güzelyalı ve Alsancak’ta vakit geçirdiğimden neler olduğunu ve nelerin değiştiğini görememiştim. 2015 yılında tekrar İzmir’de yaşamaya başladıktan ve şehrin farklı noktalarını da gördükten sonra anladım ki benim bıraktığım şehir, merkezi yerler hariç, tamamen değişmiş. Bu değişim, İstanbul modeli örnek alınarak, yeni konut projelerinin gerçekleşmesi ve site şeklinde yaşam kültürü oluşturulması ile artık geri dönülmez bir noktaya ulaşmış.

10 yılda hızlı bir şekilde yaşanan bu değişim beni çok şaşırtmıştı. Başka şehirlerde yaşarken tanık olduğum konut projeleri ve değişen yaşam biçimi, zaten oraya yabancı olduğum için beni çok etkilememişti. Fakat aynı sürecin İzmir’de de yaşandığını idrak edince durumun ne kadar önemli olduğunu kavrayıvermiştim bir anda.

Bu yeni yapılaşma modeli hepinizin bildiği üzere yüksek binalardan ve bir katta çok sayıda daire bulunan site içinde ve izole bir düzenden oluşuyor. Bu modelin en önemli gerekçesi finansal avantajlar elbette. Eski ve yeni konut düzenini karşılaştırma niyetinde değilim. Elbette ki farklı zamanların kendine göre gereklilikleri ve ihtiyaçları var. Ama şunu belirtmek de gerekiyor ki Erdoğan’ın şu anda şikayet ettiği mevcut yapı modeli çok daha önceden engellenebilirdi. Burada niyetim Ak Parti yada CHP arasında bir değerlendirme yapmak değil. İzmir’de tüm bu değişim yaşanıyorken neredeyse tüm ilçe belediyeleri ve büyükşehir belediyesi CHP’nin elindeydi. Ancak Türkiye’nin yönetimi de Ak Parti’nin elindeydi. Ak Parti’nin belediyelerinin bulunduğu tüm şehirlerde de aynı konut projeleri gerçekleştirildi ve aynı değişim yaşandı şehrin büyüklüğü ölçeğinde. İçinde bulunduğumuz zamanın gerekliliği böyle bir anlayışı doğurdu. Doğru yada yanlış olması ayrı bir konu olsa da bu kadar hızlı ve pervasız olmamalıydı diye düşünüyorum. Bu noktadan sonra nasıl bir önlem alınabilir ve ne koşullarda geri dönüş sağlanabilir bilemiyorum. Hele ki içinde bulunduğumuz ekonomik zorlukların olduğu bir dönemde bir de karlılığın çok ciddi şekilde azalacağını göz önüne alırsanız, inşaat firmasına kalacak olan gayrımenkulün sayısının azalması nedeniyle, bu düşünceyi uygulamaya koymanın ne kadar sıkıntılı olacağını kestirebilirsiniz.

Trafik sorununa kesin çözüm sunacağı muhakkak elbette ama bugüne kadar yapılan binaların nüfusu ve araç sayısına uygun park yeri ve yol olmadığından şehir merkezlerinde trafik çilesini çekmeye devam edeceğiz. Bu yeni sitelerde yaşamaktansa şehrin merkezindeki mahallelerde yaşamayı tercih eden birisi olarak kendimce bulduğum çözüm olabildiğince araba kullanmadan tramvay, metro, vapur kullanmak, otobüs kullanmaktan bile olabildiğince kaçınmak. Eğer imkanınız varsa size de öneririm bu çözümü…

Yorum bırakın