Siyaset denen kurum hayatın ta kendisidir aslında. bir çoğumuz kendimizi avutmak için siyasetin kirli bir dünya olduğunu, bugün söylediğini yarın değiştirmek gerektiğini söyleriz. Güvensiz ve kaygan bir zemin olduğunu ve bu zeminde ayakta durabilmek için insanın esnek bir vücuda sahip olması gerektiğini söyleriz.
Hayat farklı mı peki? çoğumuz yaşamımız boyunca günün gereklerine göre fikirlerimizi güncellemiyor muyuz? İş yada özel hayatımızda o andaki ihtiyaçlarımıza göre fikirlerimizi ve söylemlerimizi değiştirmiyor muyuz? Kendimizden daha konumlu bir kişiyle bir konu üzerinde konuşurken onun söylemlerini kabul etmiyor muyuz? Hatta yeri geldiğinde o söylemleri kendimizinkiymiş gibi savunmuyor muyuz?
Birilerinden bir beklentimiz olduğunda onun dikkatini çekmek için gerekli davranışları sergilemiyor muyuz? Ortada bir anlaşmazlık olduğunda kendimizi haklı çıkarmak için olayı bir nebze de olsa düzenleyip değiştirmekte sakınca görüyor muyuz?
Yukarıda sorduğum soruların cevapları şunu gösteriyor ki insanın yaşamı içinde sahip olduğu kaygılar, beklentiler ve ihtiyaçlar, onun ister istemez esnemesini, kıvrılmasını ve değişmesini gerektiriyor. Bu açıdan bakıldığından hayat zaten siyasetin kendisi oluyor. Peki o zaman neden siyasilere kızarız bugün böyle demişken yarın başka türlü konuştuğu için? Bunun sebebi aslında bizim kendi içimizdeki çelişkiler. Aslında kendi dünyamızda da hemen hemen her gün siyasetçilerin yaptıklarına benzer tavır sergilesek de bunu aslında kendi içimizde yaşadığımızdan ve etrafa göstermemeye çalıştığımızdan kendimizi kıvrılmayan eğrilmeyen zat olarak tanımlarız. Ancak siyasette bütün bu değişimler kamuoyunun gözü önünde, kameraların karşısında yapılır ve tüm kanallarda haber olarak her an yayınlanır. Biz kendi uyguladığımız dönüşüm ve değişimleri kendimizce gizli tuttuğumuzu düşünsek de kameraların önünde yaşanan aynı değişimler bize tuhaf gelir. Oysa ki bizim yaptıklarımız da etrafımızdakiler tarafında izlenir ve gözlenir.
Kendi içimizde hazmedemediğimiz esnekliğin politikacılar tarafında günlük hayatın bir parçası olarak sunulmasının bizi rahatsız etmesi aslına bakarsanız hiç de dürüst bir yaklaşım sayılmaz bana göre.
Sonuçta şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki siyaset, hayatın kamuoyu önüne yansımış halidir. O nedenle politikacıların yaptıklarına kızmamamız ve aynaya bakmamız gerekiyor galiba. Kendimizi düzeltmeden ve kaygılarımızı gidermeden siyaseti de düzeltemeyiz. Kimsenin kaygı ve endişesinin olmadığı bir ortamda dürüstlük kendiliğinden oluşacaktır. Çünkü aslında insan vicdanı doğruyu gerçeği yaşamak ister. Ne kadar doğrudan uzaklaşırsa o kadar rahatsızlık duymaya başlar. Ancak maalesef günümüzde bu rahatsızlığı ne kadar az hissederseniz o kadar kaygılarınızı giderebiliyorsunuz. Vicdani rahatsızlığı hissedip esneyemediğiniz zaman mevcut endişelerinize yenileri ekleniyor.
Hayat maalesef insana istemediği kararları aldırıp istemediği eylemleri yaptırabiliyor…
Bu durumda insanoğluna düşen sindirim sistemini geliştirmek oluyor sanırım…
Yorum bırakın