Teröre Karşı Bir Olabilmek

Published by

on

Türkiye Cumhuriyeti, dünyanın belki de en kanlı coğrafyasında kurulu bir devlettir. Tarih boyunca, bu topraklarda savaş ve ıstırap eksik olmamıştır. Her millet ve devletin iktidar isteği olan bir bölgede bin yıldır yaşıyor yada yaşayabiliyor olmak, aslına bakarsanız başlı başına bir vakadır.

Mezopotamya ve Orta Doğu Bölgesi, insanlığın ilk kardeş kanı akıttığı bölge olmakla birlikte, aynı zamanda tüm dinlerin doğuş noktalarını temsil etmektedir. Yeryüzündeki en büyük savaşların din uğruna yapıldığını göz önüne alırsanız, bu durumun çok önemli bir etkiyi doğurduğunu rahatlıkla fark edebilirsiniz. Ayrıca bölgedeki petrol ve diğer enerji kaynakları da ayrı bir unsur olarak en önemli noktada durmaktadır. Bu nedenledir ki bin yıl bu topraklarda hüküm sürebilmek çok önemli bir devlet tecrübesini de beraberinde getirmektedir.

Tabi bu bin yıl boyunca yaşananlar, gerçekleşen savaşlar, ihanetler, kirli oyunlar ve hırslar neticesinde, bu topraklarda yaşayan her bir birey, savaşmanın erdeminden bahseder ve buna kutsiyet katar.

Savaşmak, toprağını, bayrağını, milletini, vatanını, aileni korumak amacıyla yapılıyorsa ve toplumun taleplerine cevap verebilmek amacını güdüyorsa, ve bu toplumsal haklarını elinden almaya çalışan unsurlara karşı yapılıyorsa elbette kutsaldır. Ancak, savaşın da bir adabı, kuralı ve düzeni vardır.

Öncelikle, çıkarsın ve dersin ki arkadaş ben sana savaş ilan ediyorum. Bunu duyan diğer taraf ta seninle savaşta olduğunu bilir ve karşılıklı olarak kozlar paylaşılır. İki taraf ta birbirini bilir. Güçlü olan neticede kazanır ve sonrasında istekler yerine getirilir.

Yani ortada bir savaş olabilmesi için öncelikle en az iki taraf olması gerekir. Bu tarafların ilan ettiği bir bildiri olması lazım ve akabinde tarafların birbirleriyle savaşması lazım. Yok eğer ortada taraf yoksa, ve savaşmak için belirlenmiş (kendiliğinden yada anlaşmalı olarak) bir alan yoksa ve siz bu şekilde saldırıda bulunuyorsanız, bunun adı terördür.

Terörist bir faaliyet gizli yapılır. Habersiz ve ani saldırı ile yapılır ve kimin yaptığı belli değildir. Yakalananlar ilgili kanunlara göre yargılanır onların adı zanlıdır. Ancak savaş esnasında yakalananlar, esirdir. Savaş kanunlarına göre esirlerin de hakları vardır. Esirler, esir düştükleri ülkelerin kanunlarına göre yargılanmazlar zira zaten savaştıkları ülkenin kanunlarına tabi değildirler. Uluslararası anlaşmalar çerçevesinde, savaş suçu zanlısı olarak yargılanabilirler.

Savaş ile terör arasında, birçok farkın yanısıra, var olan bu farklar saldırıyı gerçekleştirenin statüsünü belirler. Savaş esnasında gerçekleşen ölümlerden ordu mensupları mesul değildir. Askerlerin mesuliyeti yoktur. Ancak terörist faaliyetlerde durum farklıdır.

Sonuç olarak, şunu diyebiliriz ki, koşulların yerine getirilmesi durumunda, savaş meşrudur ancak terör hiçbir şart ve koşul altında meşru değildir. Bu nedenledir ki teröre karşı her türlü ortak hareket edilmeli ve tepki verilmelidir. Terörün aması, fakatı, çünküsü olamaz. Terör karşısında zarar görenler, masumdur.

Ülkemizde son zamanlarda gelişen ve artan terörist faaliyetlerin sebebini, gerekçesini, müsebbibini araştırmayı ve sorgulamayı bir kenara koyup, öncelikle mevcut süreci sona erdirmek gereken zamanları yaşamaktayız. İlk amaç bu olmalıdır. Akabinde gerekli hesaplaşmalar yapılabilir. Gerekli sorgulamalar, değerlendirmeler yapılabilir ancak şu an bunun sırası değildir. Bir an evvel bu eylemlerin sonunu gelmesi için herkes bir olup çalışmalıdır. Sahip olduğumuz bin yıllık devlet tecrübesini yansıtmanın tam zamanıdır.

Siyasi hesaplaşmaların anlamsız olduğu günleri yaşamaktayız. Normalleştikten sonra her türlü siyasi süreç çaıştırılabilir. Ancak şimdi değil…

Şimdi bir olma zamanıdır.

Yorum bırakın