Sanıyorum Lise 1 yada lise 2. sınıftaydım. Şimdiki düzene göre 9 yada 10. sınıf. Dersimiz tarihti. Konuyu tam hatırlayamıyorum ama ağzımdan Diyanet İşleri Bakanlığı sözü çıktı. Tarih öğretmenimiz bana dönüp bir de başımıza bakanlık çıkarma sesi esprili bir şekilde.
Tabi o zaman küçük bir dil sürçmesine gösterdiği bu tepki dikkatimi çekmişti. Neden bu kadar önemsemişti ki bu konuyu? Tabi zaman geçtikçe ve yaşım ilerledikçe bu önemin sebebini daha iyi anladım.
Diyanet İşleri Başkanlığı, bilindiği üzere Atatürk’ün talimatıyla kurulmuş bir kurumdur. Amaç, halkın dini bilgileri edinebilmesi için bir merkez olması ve doğru şekilde insanların dinini yaşayabilmeleridir. Asla ve asla bir bakanlık yada bir icraat mercii değildir. Hilafet düzeninin getirdiği şekilde dini fermanlar yayınlamaya yetkili bir kurum değildir.
Dini konularda ilmi yorumlar yaparak halka bilgi vermesi ve Türkiye içinde İslami ibadet şartlarının düzenlenmesini sağlamakla yükümlü bir kurumdur. Cami İmanlarının ve camilerin yönetimini yapar, oruç ve hac gibi ibaretlerle ilgili gerekli kararları alır ve düzenler.
Buraya kadar sanırım pek karşı gelen olmaz. Sonuçta, siyasi iktidar hangi dünya görüşünden ve gelenekten gelmiş olursa olsun, Diyanet İşleri Başkanlığı her daim olması ve yaşaması gereken bir kurumdur. Aksi taktirde, iftar saatleri, hac organizasyonu, cami ve imam yönetimi vs konularında ciddi sıkıntılar yaşanacaktır. Zira bir çok islam ülkesinde, iftar saati ve bayram namazı gibi konularda halen çözümsüz anlaşmazlıklar yaşanmaktadır.
Zaten mesele de burda başlıyor. Tamamen gezegenimizin, uzaydaki hareketlerine bağlı olarak belirlenen bu vakitler, hala İslam ülkeleri tarafından gerekli teknik araçlar kullanılarak belirlenmemektedir. Sabah namazının saati Güneş’in konumuna göre belirlendiğine göre, Güneş’in de ne zaman nerede olacağı artık cep telefonlarından bile anlaşılabildiğine göre, neden hala bu imkanlardan yararlanılmaz anlamak mümkün değil.
Tabi ki olayı sadece bir cep telefonu ile belirlenebilecek hale getirme yanlısı değilim. Koskoca Diyanet İşleri Başlanlığı, sadece bir telefonun verdiği bilgiye göre karar alamaz. Aksi taktirde benden bir farkı kalmaz. Ancak sonuçta, artık herkes bu gibi konularda belli araçları kullanarak sonuca ulaşabilir hale gelmişken, dini merkez olan bir kurum, ne kadar bilimsel araçları kullanıyor bu ciddi bir soru işaretidir.
Bu çağda, teknoloji ve bilimsel sonuç üreten araçlar bu kadar gelişmiş ve yayılmışken, hala camilerdeki kıble yönünün çözülemeyen bir sorun olması, bunun gündem olması ve bu konuda bir uzman belirleneceğinin bildiri olarak yayınlanması, bu kurumun ciddiyetine ve güvenilirliğine zarar vermektedir.
Bundan tam 45 yıl evvel, bir harita mühendisinin yaptığı çalışma sonucunda belirlenmiş olan kıble yönü, o harita mühendisinin şerh koymasına rağmen il müftülüklerine dağıtılmış ve müftüler de bunu uygulamıştı. Bu ince detayı sanırım pek kimse bilmez. O harita mühendisi, şerh koyarken şunu demişti “ben böyle bir sorumluluğu üzerime alamam“. Ancak bu itiraza rağmen altında imzası bulunan yönlendirme belgesi kullanılmaya başlanmıştı.
2016 yılındayız ve artık evrenin haritasını bile görebiliyoruz. Hangi Yıldız’ın veya gezegenin ne zaman nerede olacağını biliyoruz. Ancak hala kıble yönünün belirlenmesi konusunda sorunu bitiremiyoruz.
İşte Diyanet İşleri Başkanlığı bu sıkıntıları gidermesi ve insanları doğru yönlendirmesi için var.
Yorum bırakın