Yeter Ki Onursuz Olmasın Aşk…

Published by

on

90’lı yılların sonlarında siyaset içinde özlem duyulan en önemli konu temizlik ve dürüstlük idi. Bu nedenle 90’ların sonlarına doğru dürüstlük abidesi Bülent Ecevit ve yeni, temiz lider Devlet Bahçeli politikanın lokomotifi oldular. Zira Özal ve Demirel ailelerinden sonra Çiller’ler ve Yılmaz’lar artık tüm haklarını kullanmışlardı.

O dönemin koşulları gereği ikiside gerek birleşerek gerekse tek başlarına hükümet kurma yetkisi alamadılar halktan. Bu nedenle o dönemin en kirlilerinden biri olan Mesut Yılmaz yada Tansu Çiller‘den medet ummak zorunda kaldılar. Refahyol dönemi ve 28 Şubat süreci nedeniyle Tansu Çiller bu iki lider tarafından ikinci seçenek olarak değerlendirildi.

Ve haliyle Mesut Yılmaz siyasi hayatının son demlerini deyim yerindeyse uzatmaları oynamaya hak kazanmıştı. 3’lü koalisyon kuruldu kurulmasına ve çok ciddi bir meclis çoğunluğuna sahip oldu olmasına fakat koalisyon ruhu gereği bir türlü dümeni yola göre doğru zamanlarda döndüremedi. Partiler arasında senkron sıkıntısı vardı. Neticede olmadı. Zaten hükümetin basiretsizliği hat safhaya ulaşmışken bir de üzerine krizler eklenince kurtarıcı olarak gelen dünyaca ünlü transfer Kemal Derviş bile derde deva olamamıştı.

Velhasıl neticede 90’lı yıllardan günümüze sadece Devlet Bahçeli kaldı. 90’lı yıllarda nisbeten zayıf kalan CHP ile birlikte AKP ve MHP günümüzde siyasi hayatlarını sürdürüyorlar.

CHP’de son yıllarda yaşanan kadro ve yapısal değişikliklere karşın MHP, o dönemki genel yapısını korumaktadır.

AKP ise o dönemde kurulan yeni bir parti olmasına rağmen inanılmaz bir başarı göstererek tek başına iktidar olma hakkını kazanmıştı. Bugüne kadar da ana omurgasını bozmadan hayatına devam etti.

AKP’nin o dönemki başarısının altında yatan, insanların temiz siyaset arayışı yadsınabilir mi? Bunca yıl boyunca milletin AKP yönetimine gösterdiği teveccüh ve güven sonrasında son yaşanan gelişmeler gelecekte ki Türkiye siyasetini nasıl etkiler?

Bu konuda herkes gibi benim de kafamda bazı teoriler var. Bu senaryolar ne ölçüde gerçekleşir, ne derece haklı çıkar bilemiyorum.

Ama şu bir gerçek ki, bizim kültürümüzde Bal Tutan Parmağını Yalar diye bir anlayış var. Yani bal tutarken bal parmağına akar sende bunu yalarsın. Aksi zaten mümkün değildir. Bende bunu kabul ederim. Ama eğer sen parmağını yalarken ben görürsem, yada senin parmığını yaladığın ortaya çıkarsa ben kendimi kötü hissederim ve senden desteğimi çekerim.

Bugüne kadar ki iktidarların aldığı tüm desteğe rağmen yolsuzluklar karşısında halkımızın tavrı hep sert olmuştur. Beni rezil etmeden ne yaparsan yap. Yeter ki gururum incinmesin elalemin karşısında.

Yani yüreğime bak, içimi hisset, gel…
Yeter ki onursuz olmasın aşk…

Yorum bırakın