Bizim ekonomimiz artık ayakları yere basan, sağlam, kolay kolay sarsılmayacak kadar güçlü ve istikrarlı bir yapıya kavuşmuştur. Eskiden olduğu gibi bir kitap atıldı diye tüm düzen alt üst olmaz. Bundan sonra ekonomik kriz diye bir tecrübe yaşamayız.
Dünyayı sallayan krizler Türkiye’yi teğet geçmiştir. Türkiye artık koşullara göre tavır alan değil koşulları belirleyen bir ekonomiye kavuşmuştur.
Adımız hasta adamdı. Şimdi ise reçete yazan doktoruz. Avrupa Birliği bize ve bizim ekonomimize muhtaç durumdadır.
Türkiye artık dış güçlerin güdümünde bir ülke değildir. Kendi ayakları üstünde duran, bölgede öncü olan yön veren bir devlettir.
Yukarıda yazılanlar bunca yıldır AKP hükümetinin söyledikleridir.
Çok güçlendiğimizi, artık kalkınmamızın duraklamadan artacağını düşünmeye başlamıştık!… Derken o mendebur 2013 yılı herşeyi allak bullak etti.
Önce o Gezi Parkı olayları baş verdi. Türkiye’nin gelişmesini kıskanan ve engellemeye çalışan dış mihraklar faiz lobisi yöntemini kullanarak ekonomimizi sarstı ve dönen çarka çomak soktu. Bu sayede Dolar ve Euro fırladı. Ülke ekonomisi sarsıldı.
Ardından yolsuzluk soruşturması başladı. Hükümet bakanları ve ailelerinin karıştığı rüşvet ve yolsuzluk belgeleri ortalığı salladı. Dolar rekor kırdı. Borsa düştü. Millet aslında olmayan parasını kaybetti. Ekonomi derin yara aldı.
Tabi aslında maksat buydu. Yani ekonomiyi yaralamak.
Tüm bu paralel devlet, dış mihraklar, aile bireyleri tartışmalarının arasında unutulan ve hiç sorgulanmayan bir mesele var.
Ekonomimiz gerçekte ne durumda?Hakikaten Türkiye kalkınıyor mu?
Türkiye Cumhuriyeti’nin 2002 yılında dünya ekonomisinden aldığı pay %5. 2011 yılında ise bu oran %5.2. Yani aslında AKP döneminin tüm ekonomik gelişmesi sadece bu kadar. Dünya ekonomisinde alınan payı küçük görme diyebilirsiniz de BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) ülkelerinin büyümesi karşısında bizimkisi devede kulak bile değil. Hal böyle olunca bizim büyümemiz aslında küçülme olarak halka yansıyor. Çünkü, işsizlik ve gerçek enflasyon artıyor. Türk Lirası sürekli değer kaybediyor. Önemli miktarda ürün ihracatımız olmadığından ve herşeyi ithal ederek yaşadığımızdan da paramızdaki değer kaybı, devlet ve millete varlık kaybı olarak yansıyor.
Ekonomideki şişme de gerçekte hükümetin marifeti değil. Hükümet sadece sıcak parayı Türkiye’de tutmaya çalışıyor. Gerçek anlamda dış mihrakların menkul kıymetlerini Türkiye Borsasında çalıştırmasından kaynaklanıyor. Ama aslında yabancı şirketler bizim ülkemizde kendi paralarına para katıyorlar. Herhangi bir sıkıntı durumunda da varlıklarını çekerek ekonominin yara almasını sağlıyorlar. Bize de sadece izlemek ve seyretmek kalıyor.
Hal böyleyken sormamız gereken esas soru şu;
Madem ekonomimiz bu kadar sağlam, madem kendi ayaklarımız üzerinde durabiliyoruz, madem yer sağlam basıyoruz, madem dünyaya ekonomi dersleri veriyoruz;
1. Neden herhangi bir siyasi çalkantıda tüm iktisadi göstergeler allak bullak oluyor?
2. Neden ülke kalkınıyor olmasına rağmen işsizlik ve gerçek enflasyon artıyor?
Bu iki sorunun da cevabı aynı.
ÜRETMİYORUZ.
Üretmediğimiz için kendi varlıklarımızı kontrol edemiyoruz. Bu nedenle de devletin istikrarı ile ilgili karar aslında son zamanlarda çok kızdığımız dış mihrakların elinde.
Kendi kaynaklarımızdan yatarattığımız marka değerlerimiz yok. Dünya çapında tanınan, bilinen ürünlerimiz yok. Ülke kaynaklarına katma değer sağlayacak şirketlerimiz yok. Dışarıya açılarak yaptığımız ticaret müteahhitlik ve proje bazlı işlerle sınırlı.
Dünya markası olabilecek ürünler yaratmadığımız sürece %5.2 olan payımızı artıramayız. Dış mihrakların kontrolünde olan ekonomik istikrarımızı elimize alamayız. Asıl anlamamız gereken bu galiba!!!
Yorum bırakın