Çocukken hayat çok zordu. Herkes hayatımıza karışır, yönetir ve neyi ne zaman nasıl yapacağımızı söyler ve yaptığımızı kontrol ederdi. Evde anne, baba, okulda öğretmen, sokakta büyükler vs vs.
Okulda derse gireceksin, tenefüste kontrol altında sadece izin verilen oyunları belli bir süreyle oynayacaksın. Zil çaldığında da sınıfa girip ders dinleyeceksin. Okul bittiğinde eve gidip istediğini yapabileceğini düşünürken evde anne ve baba seni ders çalışmaya zorlayacak. Ödevlerini yapacaksın. Sınava çalışacaksın. Tam ödevler ve çalışma bitti biraz televizyon seyredeyim dediğinde de artık uyku vakti gelmiş olacak.
Okul tatil olduğunda artık istediğini yapabileceğini düşünürken sokakta mahallenin büyüklerinden arta kalan bölgelerde top oynayacaksın. Ama yine istediğini istediğin şekilde yapamayacaksınız çünkü belli bir zamanda eve gitmen lazım. Zira evde seni bekleyenler ve merak edenler var. Tam tatil düzenini yerine oturtmuşken, tekrar okullar açılacak ve bu döngü tekrarlanacak.
Insanın kendi hayatını kısmen de olsa kontrol etmeye başlaması için üniversite yada okumayıp ta çalışmaya başlayıncaya kadar beklemesi ve sabretmesi gerekiyor.
Insan doğar, yaşar ve ölür die bir laf vardır ya, bunun sadece yaşar kısmı bizim elimizde.
Fakat ne kadarı bizim kontrolümüzde?
Her yaptığımız doğru mudur?
Gerçek her saman doğruyu yapmak mıdır?
Idealist olmak mı gerekir yoksa şartlara uyum sağlamak mı?
Prensiplerimizden veya önceliklerimizden ödün vermeli miyiz yoksa katı mı davranmalıyız?
Bu gibi soruların ve haliyle benzeri çelişkilerin sayısını arttırmak mümkün. Soruları cevaplarken ne kadar az çelişki varsa akılda, o kadar çok kontrol sahibi olur insan kendi hayatında.
Okul, iş hayatı, çocukların geleceği derken aslında tamamen bir amaca ulaşma gayretiyle yaşıyoruz hayatı. Kimi ulaşıyor kimi ulaşamıyor. Ulaşanlar başka hedef belirleyip o tarafa yürüyor.
Yorum bırakın