Şubat 2011, Afyon’da yaşıyorum. Bir gün, önüme açtım lig fikstürünü. Kendimce play station oynar gibi maçları oynadım. Ve dedim ki 30 Nisan Cumartesi yada 1 Mayıs Pazar günü oynanacak Çankırı Belediyespor maçını alırsak şampiyon oluruz. Son hafta ki Bandırmaspor maçının önemi kalmaz.
E tabi takımda Tayfun, Türker gibi İlhan gibi bu ligin üzerinde oyuncular var. Maçları izleyemiyorum ama bilgisayar başında canlı skorları takip etmekten de kendimi alamıyorum. Hatta tüm sezon boyunca beni şaşırtan Bandırmaspor’un performansı karşısında iyice geriliyorum.
Akşam eve geldim. Eşime 30 Nisan Cumartesi yada 1 Mayıs Pazar günü dünya yıkılsa İzmir’ de olacağımı o nedenle o hafta sonu ile ilgili herhangi bir program yapmamasını söyledim. Zira bu şampiyonluk Göztepe’min geri dönüşünün tescili olacaktı. Önceki alt lig şampiyonluklarının hiçbir anlamı yoktu. Bank Asya 1. Lige çıkınca tekrar Türkiye gündemine girecekti benim Göztepe’m. Maçlarını artık televizyondan izleyebilecektim. Benim gibi İzmir dışında yaşayan biri için bunun önemi kelimelerle anlatılmaz inanın.
2 ay geçti. Maçın olduğu hafta geldi. O haftanın aynı zamanda doğum günüm olmasının hiçbir anlamı yoktu benim için. Bir an evvel hafta sonu gelmeliydi. Çalışamıyordum. Aklım maçtaydı. Evden işe, işten eve giderken bu hafta biter mi diye sormadan bir adım bile atamıyordum. Nihayet Perşembe oldu. Oldu da ne oldu dersiniz? Akşam eşim çok sevdiğimiz bir arkadaşının nişanı olacağımı ve Cumartesi akşamı için ne giyeceğini falan düşünmeye başladı. Hoppalaaaa!
Detayları atlıyorum. Maçtan birgün önce otogara gittim. Üzerimde elbette Göztepe forması ve ne olur ne olmaz diye Göztepe yağmurluğum. Afyon otogarında İzmir otobüsünü beklerken Türkiye’nin her köşesinden gelen, Afyon’da mola veren, maça giden Göztepe’lileri gördüm.
Maç günü sabah 6 civarında Poligon’dan parka doğru yürürken gün içinde oralarda yaşanacak karnavalı hayal etmek ayrı bir coşku verdi bana.
Babamların evine girdim. Ki bütün çocukluğumun geçtiği ve kulüp binasına çok yakın olan bu ev bana dar geliyordu. Evden çıkmak, kulübe gitmek, ordan bir an evvel maça gitmek istiyordum.
Eski arkadaşlarımı gördüm. Hepsi kendinden emin. Seneye televizyondan izlersin diyorlar. Ama içimde bastıramadığım bir korku var. Ya işler ters gider, kaza golü yersek. Top bir türlü girmezse…
Malum puan farkı 4 ve son hafta Bandırma’ya gideceğiz.
Gün içinde Güzelyalı sadece bir semt değil, orda bulunan herkesin umudunu gösteriyordu. Hani hep övünürüz ya ikinci ligde seyirci rekoru 80.000 kişi ile Göztepe-Karşıyaka maçıdır diye, bence kendimize haksızlık etmeyelim. O maç ne kadar önemli bir rekor ise Çankırı Belediyespor maçı da en az onun kadar önemlidir zira bu maç eski adıyla 3. Lig maçıdır ve bir federasyon başkanı, aynı hafta biri bir üst ligde olmak üzere toplam 3 takımın şampiyonluk maçı olmasına rağmen, kupa vermek için Göztepe’yi seçmiş ve İzmir’e gelerek yaklaşık 40.000 taraftarın önünde benim Göztepe’me kupasını vermiştir. Tabi dönemin federasyon başkanının İzmir’li olmasının da etkisi var elbette.
Maç öncesi içimdeki o inanılmaz korku 15. Dakikada gitmişti. Kalan dakikalarda stadı izlemiştim. Çok sevdiğim dostum Kaan Küçükağalar’ın dediği gibi korkacak hiçbir şey yoktu aslında. Çok rahat bir galibiyet ile artık vizyondaydık.
O gün aklımda ne olursa olsun 1. Lige çıkmak vardı. Vizyonda olmak. Çünkü o maç sonunda artık ISSIZ KUYTU KÖŞELERDEN dönmüş olacaktık. İçimdeki korku boşunaydı. Maç başladığı anda bunu hissetmiştim.
Hadi o yıl Afyon’da yaşıyordum ve en azından önemli maçlara gidebiliyordum. Ama şimdi Azerbaycan’dayım. Televizyondan yayın yok. Yeter artık ama ya… Tekrar tekrar aynı hayalleri kurmaktan gına geldi. Artık yeni hayaller, yeni hedefler, yeni amaçlar istiyorum…
Yorum bırakın