2002 yılında AK Parti’nin iktidara geldiği dönemi düşünürsek;
Merkez sağda iki parti var. Biri ANAP, diğeri DYP. ANAP’ın başında Mesut Yılmaz, DYP’nin başında Tansu Çiller. Diğer tarafta iki tane parti var. Biri başkanının Bülent Ecevit olduğu DSP, diğeri de Deniz Baykal başkanlığındaki CHP. Seçimlerden birkaç ay önceki gazetelerde verilen anket sonuçlarında, oylar bu partiler arasında neredeyse eşit dağılıyordu. Ancak insanların kafasında birçok soru işareti vardı. Yine aynı krizler, ekonomik zorlukları, siyasi çıkmazları yaşar mıyız?
Merkez sağı birleştirmek için en çok uğraşan siyasetçi bana sorarsanız Bülent Ecevit’tir. Evet bunun sebebi 28 Şubat döneminde Refah Partisi’ni arka planda bırakmaktı. Evet bunun sebebi 28 Şubat sürecinin etkisini hafifletmekti. Acak bana sorarsanız herhangi bir sağ parti mensubundan çok daha fazla uğraşmıştı bu birleşmenin gerçekleşmesi için. Bunun sonucunda da hiçbir şekilde menfaat beklentisi olmamıştır. Zira kurulan hükümete dışardan destek vermiş ve kabinede kendisi ve partisininden hiçkimsenin olmamasına rağmen meclisten güven oyu almasını sağlamıştır kurulan hükümetin.
Neticede kurulan hükümetin en büyük derdi başbakanın kim olacağı olmuştur. Bu maksatla birbirlerini Yüce Divana verecek kadar çekişmişlerdir. Daha sonra eyvah biz ne yaptık diyerek birbirlerinin lehine oy kullanarak karşılıklı olarak aklanmışlardır.
Bu gibi sebeplerden dolayı partilerde dağılma olmuş ve 2002 yılında ki seçimlere gelindiğine bu iki sağ parti çürüyüp gitmiştir.
2002 seçimlerinden birkaç ay evvelki gazete anketlerine bakıldığında VE DİĞERLERİ başlığının altında AKP diye bir parti görülmekteydi. O dönemde kim tahmin edebilirdi ki bu partinin bu kadar güçlenebileceğini. Ancak aylar geçtikçe ve seçimler yaklaştıkça dikkatleri üzerine çekmeye başlamış ve kitlesel parti olabilmek amacıyla çeşitli söylemler geliştirmişlerdir. Parti Başkanının hapis yatmasının ve önceden İstanbul gibi bir şehrin belediye başkanlığını yapmış olmasının elbette bu gelişmede önemli bir rolü olmuştur. Fakat söylemlerinin ve herkesi kucaklamaya yönelik programının etkisini göz ardı etmemek gerekir.
Refah Partisi tabanını kendisine çekmiştir ancak iktidar olmak için bu elbette yeterli değildir. Diğer iki büyük sağ partinin çöküş döneminde olması AKP’nin menfaatine olmuştur.
O günden bugüne aslında kanımca parti ve parti yöneticilerinin düşüncelerinde herhangi bir değişiklik yoktur.
Bana sorarsanız o dönemde henüz bu kadar güçlü olmadıklarından söylemediklerini şimdi söyleyebiliyorlar. O dönemde birçok insan söylemlerine inanmak istedi. Artık 90’lı yıllarda ki siyasi çürümeyi ve ekonomik sıkıntıları yaşamak istemiyorlardı. Bir yenilik, bir değişim istiyorlardı.
Bugüne geldiğimizde görüyoruz ki yaşam tarzı konusunda ben ve benim gibi düşünenlerin ciddi korkuları var. Elbette bu kaygıların kaynağı yapılan konuşmalar, çıkan kanunların odak noktası vs dir. Her ne kadar hükümet tarafından bunların toplum menfaati için yapıldığı beyan edilse de belirli bir kesimin (sayısı ne kadar bilmiyorum) buna inanmadıkları aşikar. Bu kesimde bulunanlar asla AKP’ye oy vermeyecek. Asla iyi niyetli ve doğru işler yaptıklarına inanmayacak. Her zaman öküz altında buzağı arayacak. Hiçbir zaman gömleklerini çıkardıklarına inanmayacaklar.
Peki bunun sebebi nedir?
Benim kanım şudur ki dün başka bugün başka konuşmaları, kendi değerlerine göre işler yapmaları, kendi doğrularına göre insanları yönlendirmeye çalışmalarıdır bu güvensizliğin en büyük nedenlerindendir. Ancak hayat tarzındaki farklılıklar kapanmayacak kadar derin. Bu nedenle bu kesimden oy alamayacaklar.
Yorum bırakın