Türkiye’de Neler Oluyor

Published by

on

Türkiye aslında kurulduğundan bu yana kaos içinde. Kuruluş döneminde vatanı kurtarmak için mücadele edenlerin herbiri farklı sebeplerden dolayı gayret gösterir. Kimisi sultanın, kimisi halifenin, kimisi devletin ve kimisi de özgür yaşayabilmenin uğruna olağanüstü fedakarlıklarda bulunur. Kurtuluş mücadelesi sırasında ortak payda düşmandan kurtulmak olduğu için insanlar arasında herhangi bir çatışma olmaz. Zira herkesin derdi düşmandan kurtulmaktır.

Aslında Türkiye’nin esas meselesi düşmandan kurtulduktan sonra başlar. Halkın bir bölümü Osmanlı Devleti’nin kurtulduğunu ve eski ihtişamlı günlerine döneceğini beklerken diğer bölümü de artık Osmanlı Devleti’nin miyadının dolduğunun farkında olduğundan gelecek dönemde işlerin ve devletin nasıl varlığını devam ettireceğini merak etmektedir. İşte tam bu sırada Mustafa Kemal yeni devlet kurulacağının ve bu devletin yönetim şeklinin tamamen farklı olacağının sinyallerini vermeye başlar. Bu beyanatlar aslında fitilin ilk ateşlendiği noktadır.

Akabinde Cumhuriyet’in ilanı, hilafetin kaldırılması ve özellikle harf devrimi gibi yenilikler ülke içinde ayaklanmaların çıkmasına ve bunların bastırılması için sert tedbiler alınmasına neden olmuştur. Ki bu dönemde alınan önlemler halen sorgulanmaktadır. Ancak şu unutulmamalıdır ki dönemin koşulları ve yeni devletin rayına oturması endişelerinin olduğu bir dönemde kanımca gerekli müdahaleler olmuştur. Aslında olayın özü kurulan yeni devlet düzenine karşı isyanı simgelemektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin hilafeti reddetmesi, saltanatı kaldırması, laiklik ilkesini uygulaması ve yüzyıllardır kullanılan alfabeyi değiştirmesi gibi yenilikler tepki çekmektedir. İnsanların çoğunun okuma yazma bilmediğini düşünürsek gerçekten de kolay öğrenilebilecek bir yöntem gerekmektedir. Bu nedenle de çok doğru ama uygulaması çok zor bir hamleyi insanlara kabul ettirmek elbette zaman alır.

Daha sonra tek partili hayatın sona ermesi, askeri müdahaleler derken Türkiye Cumhuriyeti hayatını kaos içinde sürdürür.

Günümüze gelirsek aslında devletin kuruluşundan bugüne kadar süregelen düşünce farklılıkları iyice su yüzüne çıkmıştır. Gezi Parkı olaylarının kaynağı aslında ta Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki düşünce farklılıklarına dayanmaktadır. Bugüne kadar bu derece ciddi bir tepkinin olmamasının sebebi toplulukların birbiriyle iletişime geçememesidir. Elbette 60’lı ve 70’li yıllarda kitleler halinde protestolar ve kapışmalar olmuştur ancak son günlerde yaşananlar önceki halk hareketlerinden farklıdır. Öncekilerde tamamen şiddet ağırlıklı ve karşı tarafı yok etme düşüncesi hakimdir. Ancak şu anda yaşananlar sadece bizi HOR GÖRME, TAHKİR ETME, BİZİ ANLA tepkisidir. Bu olayların yaşandığı yerlerde meselenin özüne aykırı gruplar ve kişiler olaylara müdahil olmuştur fakat bunlar sadece fırsattan istifade etmek isteyen son günlerin moda deyimiyle marjinal gruplardır.

Devletin bu durumda yapması gereken, bu marjinal gruplar ile talebi olan kitleyi birbirinden ayırarak problemin ne olduğunu ve bunun çözüm yollarını aramasıdır. Sandıkta herhangi bir iddiası yoktur talep edenlerin. Çünkü farkındalar ki sandıkta başarılı olamayacaklar. O nedenle sadece özel hayatlarına, yaşam tarzlarına müdahaleyi ve olmadığı iddia edilen ancak kesinlikle var olan MAHALLE BASKINISA karşı tepki göstermektedirler.

Son olarak şunu diyebilirim ki, bence aslında hükümet yetkilileri herşeyin farkında. Ve biliyorum ki bu konuda çalışma yapıyorlar. Fakat biraz yumuşak dille ve anlayışla konuşmaları gerekiyor. Talep edenler ile tehdit edenleri birbirinden ayırarak gerekli çözüm yollarını bulmaları gerekiyor.

Yorum bırakın